Erzurum Gözebaşı Köyü

Site Yöneticisi

iletisim
Gökhan ÖZTÜRK
ANKARA
Tel: 0505 234 36 67
gokhanozturk67@hotmail.com gokhanozturk67@gmail.com

Üye Girişi

Giriş

Şifremi Unuttum | Kayıt Ol

Arama Motoru

Hava Durumu

Döviz

Alış Satış
Dolar dolar 1.5033 1.5106
Euro euro 1.9179 1.9272

Radyo Dadaş

İstatistikler

Bugün: 31
Dün: 147
Toplam: 52607

Reklam Alanı

Sarıkamışa Ağıt

SARIKAMIŞ

 

Akşamın çal kaşığında

Ben yitirdim Emiş’imi

Gezer babanı bulurum

Ararım Sarıkamış’ı

 

Sarıgamış’da var meşin

Urus yığmış ağır goşun

Bizim asker yarı çıplak

Dağlarda buyudu gışın

 

Sarıgamış al gan oldu

Zalım urus murad aldı

Sahipsiz galdı gelinler

Gara giyip saçın yoldu

 

Sarıgamış saza benzer

Gün ışır ayaza benzer

Sarıgamış’da yatanın

Ganıda beyaza benzer

 

Sarıgamış saza döndü

Dağları gülzara döndü

Serçe canlı ermeninin

Her biri şahbaza döndü

 

Göğ goyağın kelisine

Oba gonar birisine

Urusun gılıcı nider

Şu dezzemin delisine

 

Sarıgamış köşe köşe

İçinde bitmez menevşe

Kör olasın Enver Paşa

Bizi de yaktın ataşa

 

Sarıgamış içi meşe

Urus yaktı hep ataşa

Bizi goydun eli bağlı

Nere gittin Enver Paşa

 

Gara çadır is mi dutar

Beşli martin pas mı dutar

Ağlıyalım anam bacım

Elin gızı yas mı dutar

 

Dört oğlum var dört taburda

Fişeği dolu guburda

Sabır eyle oğlancığım

Çok keramet var sabırda

 

Aşık Çerkez Kaya’dan alınmıştır.

ALTINKAYNAK, Erdoğan (2002), Sarıkamış Destanı, ÜBL Yayınları,Ankara

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

 

 

GİDERKEN

 

İstanbul karıştı nizam istendi

Ağ gelinler kara giydi yaslandı

Moskof baş kaldırdı redif istendi

Karlı dağlar yol görünür gözüme

 

Kızılırmak seni gece geçelim

Odunluk Dağından bir su içelim

Gölete’de kılavuzu seçelim

Şu sılada el görünür gözüme

 

 

Sendel’i çıkınca Mandal’ın düzü

Etrafı dağ da uğru bir yazı

Acep çıktı m’ola Şutaf’ın gözü

Kuruçay da sel görünür gözüme

 

 

Mıhlısen’den Üççeşme’ye çıkınca

Kokulak’ı görünmemi bakınca 

Garbi deyip reyhanları kokunca

Soğanlı da gül görünür gözüme

 

 

Yükseğe çıkınca Mağara çölü

Dolanıp gidiyor Haçin’in yolu

Yoksa oradamı Avşar’ın eli

Kocakiraz bel görünür gözüme.

 

 

                               Ahmet Şükrü Esen, Anadolu Destanları,                                                   

   &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&   

 

 

1915 SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİNE ve FELAKETİNE SÖYLENEN AĞIT

 

Zalim felek sana nettim neyledim

Düşman kılıçları çal-ha çaldadır

Bardız-Dere halin yanıp söyledim

Kimse yol öğretmez, eyce yaldadır

 

Bu otuz harbine can mı dayana

Nice nevcivanlar bölendi kara

Dağıldı her biri gitti bir yana

Yitirdiler bilmem hangi çöldedir

 

Soğanlı’da nice alaylar dondu

Pervane olup Kars uğruna yandı

Nice bin hanenin ocağı söndü

Gine derler zulmün çoğu daldadır

 

Karlarda yatarlar şerefli şanlı

Kimisi vurulmuş, nur yüzü kanlı

Kimisi nevcivan taze, nişanlı

Boynu buruk, melül gözü yoldadır.

 

Yollara düşenin gelmedi sesi

Analar ah çeker, atalar yası

Yad değil bunlar hep ciğer-paresi

Acep bilen var mı ne ahvaldedir.

 

Ahvali bilemez İslam kan ağlar

Ölen şehid oldu, ne çeker sağlar

Urus’un zulmü ciğeri dağlar

Her bir yanı yoklar karakoldadır.

 

Karakoldan canı dağa atarız

Mağaralarda aç susuz yatarız

Kış günü tutarsız kaldık batarız

Azmış Urumlar da fitne fildedir

 

Sahipsizler Hak’ka dilek diliyor

Sabi sıbyan kuzu gibi meliyor

Deseler ki giden esir geliyor

Bu yangun Nihani bu hayaldedir

 

Bardızlı Nihani(ÖZKAN,İbrahim; Kars Üzerine Rus ve Ermeni Mezalimine Ağıtlar, 

 &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&& 

 

 

     İşte, Sarıkamış’ın Yağbasan köyünde şehitlerin defninde görev yapan “Beşir Şahin” adlı kişinin, bir askerin cebinde bulduğu ve ezberlediği şiirin orijinal hali:

 

 

 “Balkanları kan bürüdü

Tepelerden yan yürüdü

Kanlı dağlar, karlı dağlar

Süngüden ormanlı dağlar

Sen Türkleri öz bilirdin,

Düşmanlara geçit verdin,

Geçsin fakat, sen geçirdin,

Koca Balkan, yüce Balkan

Kan içinde yaka çalkan”

 

KIRZIOĞLU, Fahrettin; Çınaraltı Dergisi 43. Sayı 18 Ağustos 1942

 &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&& 

 

 

   

  Yine donarak şehit düşen bir Mehemetçiğin cebinden çıkan ve Sallıpınar Köyü’nden “Perizat Çakır” adlı kadının ezberinde tuttuğu bir şiir:

 

 

     “Arz eder sılayı divane gönül

   Sılada ziynetli çamlar görünmez,

   Nice nazlı gelin, sefil analar

   Giyinmiş karalar, allar görünmez.

 

   Seyreyledim Dur Dağı’nın taşını

   Zalim avcı avlar keklik kuşunu

   Lavu ümran, Poyraz aşmış düşünü

   Her gelen avcıya ağlar, görünmez.

 

   Ezelden yazılmış, bu kara yazı

   Zehirden acıdır düşmanın sözü

   Felek bize mesken kurdu Sıvazı

   Laleli, sümbüllü bağlar görünmez.

 

   Bülbül de ah çeker, güle de kalmaz

   Sivas’ın çevresi askeri almaz

   Acemi askerler talimi bilmez

   Karışmış, ağalar beyler görünmez

 

   Kamil’em der ben de tuttum bu destanı

   Gider kalmaz bu dağların dumanı

   Bizlere okundu seferberlik fermanı

   Hani yeşil sancak,tuğlar görünmez

 

 

ÇOLAK, İsmail (2006);Sarıkamış Destanı Tarihimizin En Beyaz Dramı, Şiir, Ağıt ve Türkülerde Sarıkamış, 

 &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&& 

 

 

1914-1915 SARIKAMIŞ HAREKÂTI ve KÖYLERİN KIRGINI DESTANI

 

Başlayalım söze E’üzi-Billah

Amentü’den bir imana yetiştim

İslam’a ihsan et halkeden Allah

Şükür olsun bu imana yetiştim

 

İmkan eden bize Hazret-i Hünkar

Fizah arşa çıktı Hak Perverdigar

Yoldaşım Hızır olsun ey nur-ı Enver

Figan eden nice cana yetiştim

 

Canlar figan eder koyma yasında

Dağlar aciz kaldı, fizah sesinde

Ne haneler harap oldu Pasın’da

“Kars Kars” diyen çok lisana yetiştim

 

Lisanında tekbir gökleri yırtar

Üç kolordu gelir dağları tartar

“Ya Rabbi, İslam’ı Urus’tan kurtar”

Bu dilekte Al’Osman’a yetiştim

 

 

Al’Osman’a Urus etti hileyi

Horum’da bozuldu yedi siileyi

Serdar Enver Paşa gelir Kars deyi

Sabıt-kadem pehlivana yetiştim

 

Sabıt olanların sözü bir idi

Cümle ordular hep kalktı, yürüdü

Bardız’a gelmeden duman bürüdü

Soğanlı’da ne tufana yetiştim.

 

Tufan geldi nicesinin başına

Koyan yoktur musallanın Taşına

Haber eden olmaz öz kardaşına

Hakk’a giden iç bin cana yetiştim

 

Canlar şehid, kalan asker galiptir

Ahir Yağbasan’da mesken kılptır

Niçe ceng ü cidal, yağma oluptur

Can sökülen kızıl kana yetiştim.

 

Karmağan Göle’nin yüreği yandı

Ahir bu musibet bize dayandı

İslam olan kızıl kana dayandı

Figan eden çok zamana yetiştim

 

O zenneler kundakların düşkünü

Hep oldular hanelerin şaşkını

Sabı sıbyan yalın ayak kış günü

Yolda kalan çok kurbana yetiştim

 

Kimi kurban oldu dondu çöllerde

Kimi meşelerde kimi yollarda

Kimi kapılarda, kimi ellerde

Nan elinden el- amana yetiştim

 

El- amanın ahı arşa ulaştı

Bu musibet her diyara bulaştı

Niçe yiğitlerin dili dolaştı

Görün nice kür zamana yetiştim

Kür zaman oluptur felek bağında

Neler oldu Asbuğa’nın dağında

Üç yiğit yok on üç on dört çağında

Emr-i Hak’tan bu fermana yetiştim.

 

Fermana sabreden bulur eyliği

Hanı noldu Boyalı’nın beyliği

Bilmem nedir fukaranın kemliği

Ağlar- sızlar ne şivana yetiştim

 

Şivan böyle kalmaz dünya dönüptür

Boyalı Salup’tan yüz can ölüptür

Sağ kalanları da esir oluptur

Günden güne perişana yetiştim

 

Perişan Tozanlı oda tutuştu

Ahir Selimköy’e velvele düştü

Göçün önü Oluklu’ya yetişti

Şimdi görün ne talana yetiştim

 

Talancının sanma gönlü yumuşak

Oluklu’dan gitti otuz dört uşak

Allah yardım etsin kime danışak

Adeletli o sulatana yetiştim

 

Sultanın bülbülü hasret gülüne

Duam budur dertli gönlüm siline

Hak yardım eylesin Havas kuluna

Otuz birde bu destana yetiştim

 

 Selimli Havasi

*İbrahim Özkan, Kars Üzerine Rus ve Ermeni Mezalimine Ağıtlar, 

  &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&& 

 

 

EMİRUŞAĞI KÖYÜ ŞEHİTLERİNE AĞIT

   Bostan (Mehmet), Cafer, Efe (Osman), Yusuf adlı dört kardeş Osmanlı – Rus Savaşı ‘na katılarak şehit düşer. Dayıları da aynı savaşta şehit düşen bu dört kardeşin annesi şehitlerine bu ağıtı yakar. Çocukların içerisinde bekar olan Mehmet (Bostan)tir. Aynı zamanda hafız olan Mehmet ‘in lakabı bu ağıta ad olmuştur.

 

         Erzurum’un hocaları

         Ezan, gamet etti m’ola

         Mor kekilli Bostan oğlum

         Camilere gitti m’ola

 

         Bostan oğlum halim halim

         Yusuf’um böylemi gavlin

         Burundan dolanır gelir

         Sekiz öküznen dört oğlum

 

         Gayabaşı’ndan gözlerim

         Dibinde yatar yozlarım

         Dört oğlanın anasıyım

         Hangi birine buzlarım

 

         Saldım oğlanın hasını

         Sandıkta buldum fesini

         Gene gulaklarım duydu

         Topun tüfeğin sesini

 

         Sürüsü gelir oğlaklı

         Tarlası galdı evlekli

         Malın gurban Bostan oğlum

         Girgin maya, tor daylaklı

 

         Uşaklar durur oyuna

         Düzülür boyu boyuna

         Top atıldı silah öttü

         Döküldü Arpaçay’ına

 

         Dört oğlum var dört taburda

         Fişeği dolu guburda

         Sabır eyle oğlancığım

         Çok kerametvar sabırda

 

         Gurduna goydu geçine

         Gitti kafirin içine

         Mor kekilli sürmeli oğlum

         Kına vurmadım saçına

 

         Biner atın iyisine

         Gider yolun gıyısına

         Kavuştu mu Bostan oğlum

         Kör ocaklı dayısına

 

         İleri gel bacım hürü

         Dört oğlanı böldük yarı

         Efe Erzurum’da galdı

         Fes gülgülü yağlık sarı.

 

 

    Bekir Yıldırım (Kibar)

Ahmet Z. Özdemir, Öyküleriyle Ağıtlar, Ankara 1994, 

 &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&& 

 

 

     HÜNKAR YAYLASI ( SOĞANLI )

  

 

    Osmanlı padişahlarından üçü bu dağda kalmıştır. En son Yavuz Sultan Selim kalmıştır. Bunun için Soğanlı dağlarının bir adı da “ Hünker’in düz-Hünkar Yaylası”dır.

 

 

                    Soğanlı dağların yüceden yüce

                    Methine nihayet yoktur netice

                    Güzelsin baharın yazın gelince

                    Cevherdir toprağın taşı SoğanlıK

 

 

                    Sürüler her yandan gelirler sana

                    Suların benziyor ab u zemzeme

                    Dağılmıştır adın senin her yana

                    Var mıdır bir yanda eşin Soğanlı

 

 

                    Bir yanın ovadır bir yanın orman

                    Yavuz Sultan Murat okumuş ferman

                    Sana feda ettik doksanbin kurban

                    Dumanlı savaşlı başın Soğanlı

 

 

                    Bağrında yaylalar yurtlar geniştir

                    Sana Enver Paşa kanlı demiştir

                    Nice yaralını kurt kuş yemiştir

                    Başından geçeni düşün Soğanlı

 

 

                    Küsme İhsani’nin  yadigarından

                    Ben usandım dumanından karından

                    Çok güzeli ayırırsın yarinden

                    Bellisiz baharın kışın Soğanlı

 

 

                  Mevlüt İhsani

          Kaynak kişi notu. Çobanoğlu Kahvesi Derlemeleri,

           &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&& 

 

 

 SARIKAMIŞ

Bardız  deresi kan çağlar

Analar ciğeri dağlar

Çilhorozun dallarında

Neğadere gelin ağlar

 

Ne enişin başındayım

Ne yoğuşun gaşındayım

Bana dulluh yahışır mı

Daha onbeş yaşındayım

Soğanlı’da soğan olur

Gar dipisi boğan olur

Urusu bozgun görenler

Anasından doğan olur

 

Çadırlar dağa guruldu

Hücum borusu vuruldu

Sarıgamış’ın uğruna

Doksan bin fidan gırıldı

 

Soğanlı da yastığın daş

Önün ayaz arhan ataş

Varıp agganı buldun mu

Soğanlı’da galan gardaş

 

Ciğerleri bölük bölük

Kurşun değmiş bağrı delik

Ellemen Emiş uyusun

Ta Sarıkamış’tan gelik.

 

 

Aşık Çerkez Kaya’dan alınmıştır.  

   &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&  

 

 

SARIKAMIŞ AĞIDI

Sarıgamış ne aralı

Kim ölmüş kimi yaralı

Bunu duymuş varmıyıdı

Yalan dünya kurulalı

 

Sivaz’dan Sarıgamış’dan

Yatamıyom gara düşden

Hastam zayıf arabacı

Yavaş endirin yetişten

 

Adam’olan herg ediyor

Olmayanlar terg ediyor

Her nereye vardıyısan

Gelinler çifte gediyor.

 

Cennet bekar Sultan bekar

Acemi talime çıkar

Dört oğlum sefer avında

Topalımgahrimi çeker

 

Kalktı ekin kaldı firez

Cahiller almadı muraz

Yenile onbeşli gitti

Yüzü gül gül dudak kiraz

 

Gadasın aldığım Eşe

Tekerim dayandı daşa

Seferi birliği durdur

Elini öperim paşa

 

Sarıgamış Altınbulak

Suvanlı’yı biz ne bilek

Bizim uşah şıg geyinir

Ağ işlik de gara yelek

 

Sivas’abir ölet gelmiş

Gelin yerde dalanıyor

Onbeşli’den asker m’olur

Anam diye dolanıyor

 

Üç oğlum var üç taburda

Silahlar dolu kuburda

Aman sabır eyle oğlum

Çok keramet var sabırda

 

Bir kurt dadandı desteme

Bir oğlan düştü hıstama

Kağıt yazar tel çekerim

Sadırazam Şeyhislama

 

Karlı dağların yelkesi

Geçti feleğin öykesi

Ağca zıbın gara yelek

Geldi yiğidin soyhası

 

Bu zaman adam mı gider

Dağları bürüdü gırcı

Sarıgamış’da galanın

Teri kokar burcu burcu

 

Sarıgamış görkemlice

Annı gara perçemlice

Şu geline sahip gerek

Tor galmadı kümküm goca

 

Gelinler öküz nenliyor

Emişin annı parlıyor

Sağından yaralı aslan

Solundan ganı damlıyor

 

Soğanlı’da bir harp oldu

Nice yiğit orda galdı

Sarıgamiş alınınca

Sağ olanlar mektup saldı

 

Mor kefiye başlarında

Su işdiğim teşlerinde

Bizim uşah av ediyor

Şu Gaman’ın daşlarında

 

Şu öksüz de dil bilmiyor

Ben oldum onun anası

Özne misin oğlancığım

Hani eliyin gınası 

 

Yaşa emmim oğlu yaşa

İn atını bağla daşa

Ne Sivas’da eğleniyon

Öte gitsen olun paşa

 

Ağşam oldu gün aşırır

Adamı soğuk şaşırır

Şu zaman asker mi gider

Ellerini buz deşirir

 

Sektirir gırat sektirir

Eyere gümüş daktırır

Sarıgamış’a gidenler

Bibi dizini bükdürür

 

Erzincan’ın fakıları

Ezan sünnet etti m’ola

Avşarelli Oğlancığım

Camilerde yattı m’ola.

 

Mızıka öter boruyunan

Uşah geder sürüyünen

Her nereye vardıyısam

Bir gelen var garıyınan

 

Canını alan savuşdu

Hasiret olan gavuşdu

Aman diyem arabacı

Oğluma hayıf mı düştü

 

Gine önü gış geliyor

Bilmiyene hoş geliyor

Sargışla’ya giden gağnı

Dolu gedip boş geliyor

 

Aziziye baba yurdum

Gafgasya’yatabya gurdum

Benim gorhum Urus değal

Garagışa gurban verdim

 

Sarıgamış kozaları

Yandı Avşar kazaları

Sarıgamış’da gırıldı

Gonca gülün tazeleri

 

 

Abbak Dezze (Fadime Aydoğdu)’den alınmıştır.

 &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&& 

 

 

GELİNİN BİNBAŞIYA SÖYLEDİĞİ AĞIT

    “ Kozan’ın Çukurören köyünde yaşayan dul bir kadının dört oğlundan en büyüğü Pınarbaşılı soylu bir kızla evlendiği günlerde askere çağrılır; Kanal savaşında şehit düşer, karısı bir oğlan doğurur. Ana , dul kalan gelinini ikinci oğluna verir. O da askere alınır; şahadet mertebesine erişir; karısı bir çocuk sahibi olur. Ana bu defa gelinini üçüncü oğlu Hörü Mehmet’le evlendirir. Hörü Mehmet’i de askere alırlar; savaşta ölür; karısı bir oğlan dünyaya getirir. Birinci cihan harbi başlar. Sıra onbeş yaşındaki Murat ‘a getir.murat’la evlenen gelin kocasının askere alınmaması için şube reisine yalvarır. Bir aileden üç gencin şehit olduğunu öğrenen binbaşı bir rapor düzenler; “kocan hangisi ise al, git, der, gelin muradına erer.

         Mızıkalar çalınıyor

         Onaltılı gelsin deyü

         Onbeş yaşlı asker m’olur

         Topluyorlür ölsün deyü

 

         Şu görünen il dağal mi (değimli)

         Bayrağımız al dağal mi

         Onaltılı dedikleri

         Yeni açılmış gül dağal mi

 

         Has bahçada güller bitmez

         Dallarında bülbül ötmez

         Ya ne deyim sürmeli eşim

         Emir sıkı bedel yatmaz

 

         Şube önü binek daşı

         Oturmuşlar karşı karşı

         Serbest gitsin onaltılı

         İzin veriyor binbaşı

 

         Yat da dizime nazlayım

         Kara kekili düzleyim

         Sene bir yıl oniki ay

         Hangi bir gün yol gözleyim

       

         Askerleri toplanmışlar

         Doldurmuşlar dağı yazı

         Siz harbe gitmeyonuz mu

         Seyyid Battal Melik Gazi

 

         Efesin aldım elime

         Poçusun çaldım belime

         Ben eşimi melül gördüm

         Kullar ölüyüm ölüme

 

         Askerleri toplamışlar

         Hepsi geldi derildi

         Kadanı alam binbaşı bey

         Biri kanalda vuruldu

        

         Hökümet işi şaşırdı

         Böyük küçük hep deşirdi

         Kafir imiş kafir düşman

         Birine bomba düşürdü

      

         Kaçakları toplamışlar

         Onlar da kaçmak derdinde

         Hörü Mehmed’in mezarın

         Uşaklar görmüş Mardin’de

 

         Tarlada yazlık ekili

         Anlında kara kekili

         Kurban ollum binbaşı bey

         Batkın ocağın vekili

 

         Çukurören yazıları

         Ceren kovar tazıları

         Bana neden binbaşı bey

         Çığrışıyor kuzuları

 

         (Hasan Kütükoğlu, Kozan)

         ELÇİN Şükrü, Türkiye Türkçesinde Ağıtlar, Ankara,1990,  

 &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&& 

 

 

SARIKAMIŞ AĞITI

Hamızamkı lavuz aldı

Yusuf alı şişirmesin

Şıxbarax yolu soruyon

Veli uşa şaşırmasın

 

Biz de size geliyorduk

Gelincimiz döndü geri

Varanı gara basıyor

Yenilmiyor Deli Veli

 

İki galdırın bayrağı

Çifte donatın tülüyü

Töbe amandan almıyor

Azarlar çoban Ali’yi

 

Şurada çulfa dokur da

Şurada kahve bişirir

Yusuf Sehil’den gelmiş de

Alı gapıda eşinir

 

 &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&& 

 

 

CİNGÖZOĞLU SEYİT OSMAN

Gaman’da uşak kalmadı

Redif gitti sürüyünen

Sabahacak yatamıyom

Gelinlerin zarıyınan

 

Hasan, Mehmet,Ali’yinen

Ömer, Çerkez, Veli’yinen

Sülemen gö gıra binmiş

Halil gayfe doruyunan

 

Sarı’nın benzi gül gülü

Haççam çamlının bülbülü

Soğanlı’nın mor sümbülü

Koçdağı’nın  garıyınan

 

Haççamın beliği sırma

Arzı’nın gözleri sürme

Göle konmuş iki durna

Ötüşüyor diliyinen

 

Yüzbaşı redifi dizer

Askerler tabiye gazar

İnşallah Moskof’u bozar

Türklüğünün zoruyunan

 

Asker gider sürüyünen

Mızıka öter boruyunan

Böyük evler hep kitlendi

Gelin galdı garıyınan

 

Sülemen gö gıra binmiş

Halil gayfe doruyunan

Acep gavuştu mu ola

Benli Fakı Sarı’yınan

 

Der Seyit’im gayri aman

Başımızdan gitmez duman

Bizim meskenimiz Gaman

Mor sümbüllü goruyunan.

 

     Emir Kalkan, XX. Yüzyıl Türk Halk Şairleri Antolojisi, Ankara 1991, 

 &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&& 

 

 

SARIKAMIŞ AĞITI

Ana ağlar bacı ağlar

Ağ gelinler gara bağlar

Hep gapandı böyük evler

Goca galdı garıyınan

 

Yaz gelirde bülbül öter

Dağlar melil  melil tüter

Has bahçada güller biter

Havya turunç narıyınan

 

Ladıflar geliyor dense

Müjdecisi eve inse

Halil Ka göğ gıra binse

Sülümenim duruyunan

 

Goyun geldi sürüyünen

Evler yandı yeriyinen

Hep melekler harbe gitmiş

Al bayraklı periyinen

 

Gars’da gavga guruluyo

Ladif ora deriliyo

Mızıkalı buruyunan

Ladıf ora deriliyo

 

Der Seyidim aman aman

Üsdümüzden galhsın duman

Bizim vatanımız Gaman

Mor sümbüllü goruyunan

 

Döğüşecek güç var bende

Binsem gitsem göğ gırınan

Acep gavuştu mu ola

Benli Fakı Sarı’yınan

 

Sarı’nın benzi gülgülü

Haçça’m Çamlı’nın bülbülü

Soğanlı’nın mor sümbülü

Koç Dağı’nın garıyınan

 

Haçça’nın beliği sırma

Arzı’nın gözleri sürme

Güle gonmuş iki durna

Ötüşüyor diliyinen

 

Yüzbaşı ladifi dizer

Askerler de tabya bozar

İnşallah Mosgof’u bozar

Türklüğünün zoruyunan

Emiş Bozkurt’tan alınmıştır.

 

 ALTINKAYNAK, Erdoğan (2002), Sarıkamış Destanı, ÜBL Yayınları,Ankara 

 &&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&  

 

SARIKAMIŞ

N’olsa gomutanlar n’olsa

Yağmur yağsa sular dolsa

Ne olurdu ki yüzbaşım

Alt’aylıcak geri kalsa

 

N’oldu gomutanlar n’oldu

Yağmur yağdı sular doldu

Bunlar altı gardaş ıdı

Vallaha birteki galdı

 

Çıkar oturur garşıya

Yol verin geçsin çarşıya

Gurban olduğum yüzbaşı

Sen de söyle binbaşıya

 

Has bahçada güller bitmez

Dallarında bülbül ötmez

Ya ne deyim sürmel’eşim

Emir sıkı bedel yatmaz

 

Yat da dizime nazlayım

Gara kekili düzleyim

Sene bir yıl oniki ay

Hangi bir gün yol gözlüyüm

 

 

Emiş BOZKURT’tan alımıştır.

ALTINKAYNAK, Erdoğan (2002), Sarıkamış Destanı, ÜBL Yayınları,Ankara  

Metin Pınarbaşı, Sarız, Tomarza (Kayseri) ilçeleri ve çevresinde derlenen Avşar ağıtlarından oluşturulmuştur.

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Copyright © 2009-2010 Gözebaşı Köyü

Tasarım ve uygulama: Turhan