
Gökhan ÖZTÜRK
ANKARA
Tel: 0505 234 36 67
gokhanozturk67@hotmail.com
gokhanozturk67@gmail.com
| Alış | Satış | ||
| Dolar | ![]() |
1.5033 | 1.5106 |
| Euro | ![]() |
1.9179 | 1.9272 |
| Bugün: | 31 |
| Dün: | 147 |
| Toplam: | 52607 |
SARIKAMIŞ
Akşamın çal kaşığında
Ben yitirdim Emiş’imi
Gezer babanı bulurum
Ararım Sarıkamış’ı
Sarıgamış’da var meşin
Urus yığmış ağır goşun
Bizim asker yarı çıplak
Dağlarda buyudu gışın
Sarıgamış al gan oldu
Zalım urus murad aldı
Sahipsiz galdı gelinler
Gara giyip saçın yoldu
Sarıgamış saza benzer
Gün ışır ayaza benzer
Sarıgamış’da yatanın
Ganıda beyaza benzer
Sarıgamış saza döndü
Dağları gülzara döndü
Serçe canlı ermeninin
Her biri şahbaza döndü
Göğ goyağın kelisine
Oba gonar birisine
Urusun gılıcı nider
Şu dezzemin delisine
Sarıgamış köşe köşe
İçinde bitmez menevşe
Kör olasın Enver Paşa
Bizi de yaktın ataşa
Sarıgamış içi meşe
Urus yaktı hep ataşa
Bizi goydun eli bağlı
Nere gittin Enver Paşa
Gara çadır is mi dutar
Beşli martin pas mı dutar
Ağlıyalım anam bacım
Elin gızı yas mı dutar
Dört oğlum var dört taburda
Fişeği dolu guburda
Sabır eyle oğlancığım
Çok keramet var sabırda
Aşık Çerkez Kaya’dan alınmıştır.
ALTINKAYNAK, Erdoğan (2002), Sarıkamış Destanı, ÜBL Yayınları,Ankara
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
GİDERKEN
İstanbul karıştı nizam istendi
Ağ gelinler kara giydi yaslandı
Moskof baş kaldırdı redif istendi
Karlı dağlar yol görünür gözüme
Kızılırmak seni gece geçelim
Odunluk Dağından bir su içelim
Gölete’de kılavuzu seçelim
Şu sılada el görünür gözüme
Sendel’i çıkınca Mandal’ın düzü
Etrafı dağ da uğru bir yazı
Acep çıktı m’ola Şutaf’ın gözü
Kuruçay da sel görünür gözüme
Mıhlısen’den Üççeşme’ye çıkınca
Kokulak’ı görünmemi bakınca
Garbi deyip reyhanları kokunca
Soğanlı da gül görünür gözüme
Yükseğe çıkınca Mağara çölü
Dolanıp gidiyor Haçin’in yolu
Yoksa oradamı Avşar’ın eli
Kocakiraz bel görünür gözüme.
Ahmet Şükrü Esen, Anadolu Destanları,
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
1915 SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİNE ve FELAKETİNE SÖYLENEN AĞIT
Zalim felek sana nettim neyledim
Düşman kılıçları çal-ha çaldadır
Bardız-Dere halin yanıp söyledim
Kimse yol öğretmez, eyce yaldadır
Bu otuz harbine can mı dayana
Nice nevcivanlar bölendi kara
Dağıldı her biri gitti bir yana
Yitirdiler bilmem hangi çöldedir
Soğanlı’da nice alaylar dondu
Pervane olup Kars uğruna yandı
Nice bin hanenin ocağı söndü
Gine derler zulmün çoğu daldadır
Karlarda yatarlar şerefli şanlı
Kimisi vurulmuş, nur yüzü kanlı
Kimisi nevcivan taze, nişanlı
Boynu buruk, melül gözü yoldadır.
Yollara düşenin gelmedi sesi
Analar ah çeker, atalar yası
Yad değil bunlar hep ciğer-paresi
Acep bilen var mı ne ahvaldedir.
Ahvali bilemez İslam kan ağlar
Ölen şehid oldu, ne çeker sağlar
Urus’un zulmü ciğeri dağlar
Her bir yanı yoklar karakoldadır.
Karakoldan canı dağa atarız
Mağaralarda aç susuz yatarız
Kış günü tutarsız kaldık batarız
Azmış Urumlar da fitne fildedir
Sahipsizler Hak’ka dilek diliyor
Sabi sıbyan kuzu gibi meliyor
Deseler ki giden esir geliyor
Bu yangun Nihani bu hayaldedir
Bardızlı Nihani(ÖZKAN,İbrahim; Kars Üzerine Rus ve Ermeni Mezalimine Ağıtlar,
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
İşte, Sarıkamış’ın Yağbasan köyünde şehitlerin defninde görev yapan “Beşir Şahin” adlı kişinin, bir askerin cebinde bulduğu ve ezberlediği şiirin orijinal hali:
“Balkanları kan bürüdü
Tepelerden yan yürüdü
Kanlı dağlar, karlı dağlar
Süngüden ormanlı dağlar
Sen Türkleri öz bilirdin,
Düşmanlara geçit verdin,
Geçsin fakat, sen geçirdin,
Koca Balkan, yüce Balkan
Kan içinde yaka çalkan”
KIRZIOĞLU, Fahrettin; Çınaraltı Dergisi 43. Sayı 18 Ağustos 1942
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
Yine donarak şehit düşen bir Mehemetçiğin cebinden çıkan ve Sallıpınar Köyü’nden “Perizat Çakır” adlı kadının ezberinde tuttuğu bir şiir:
“Arz eder sılayı divane gönül
Sılada ziynetli çamlar görünmez,
Nice nazlı gelin, sefil analar
Giyinmiş karalar, allar görünmez.
Seyreyledim Dur Dağı’nın taşını
Zalim avcı avlar keklik kuşunu
Lavu ümran, Poyraz aşmış düşünü
Her gelen avcıya ağlar, görünmez.
Ezelden yazılmış, bu kara yazı
Zehirden acıdır düşmanın sözü
Felek bize mesken kurdu Sıvazı
Laleli, sümbüllü bağlar görünmez.
Bülbül de ah çeker, güle de kalmaz
Sivas’ın çevresi askeri almaz
Acemi askerler talimi bilmez
Karışmış, ağalar beyler görünmez
Kamil’em der ben de tuttum bu destanı
Gider kalmaz bu dağların dumanı
Bizlere okundu seferberlik fermanı
Hani yeşil sancak,tuğlar görünmez
ÇOLAK, İsmail (2006);Sarıkamış Destanı Tarihimizin En Beyaz Dramı, Şiir, Ağıt ve Türkülerde Sarıkamış,
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
1914-1915 SARIKAMIŞ HAREKÂTI ve KÖYLERİN KIRGINI DESTANI
Başlayalım söze E’üzi-Billah
Amentü’den bir imana yetiştim
İslam’a ihsan et halkeden Allah
Şükür olsun bu imana yetiştim
İmkan eden bize Hazret-i Hünkar
Fizah arşa çıktı Hak Perverdigar
Yoldaşım Hızır olsun ey nur-ı Enver
Figan eden nice cana yetiştim
Canlar figan eder koyma yasında
Dağlar aciz kaldı, fizah sesinde
Ne haneler harap oldu Pasın’da
“Kars Kars” diyen çok lisana yetiştim
Lisanında tekbir gökleri yırtar
Üç kolordu gelir dağları tartar
“Ya Rabbi, İslam’ı Urus’tan kurtar”
Bu dilekte Al’Osman’a yetiştim
Al’Osman’a Urus etti hileyi
Horum’da bozuldu yedi siileyi
Serdar Enver Paşa gelir Kars deyi
Sabıt-kadem pehlivana yetiştim
Sabıt olanların sözü bir idi
Cümle ordular hep kalktı, yürüdü
Bardız’a gelmeden duman bürüdü
Soğanlı’da ne tufana yetiştim.
Tufan geldi nicesinin başına
Koyan yoktur musallanın Taşına
Haber eden olmaz öz kardaşına
Hakk’a giden iç bin cana yetiştim
Canlar şehid, kalan asker galiptir
Ahir Yağbasan’da mesken kılptır
Niçe ceng ü cidal, yağma oluptur
Can sökülen kızıl kana yetiştim.
Karmağan Göle’nin yüreği yandı
Ahir bu musibet bize dayandı
İslam olan kızıl kana dayandı
Figan eden çok zamana yetiştim
O zenneler kundakların düşkünü
Hep oldular hanelerin şaşkını
Sabı sıbyan yalın ayak kış günü
Yolda kalan çok kurbana yetiştim
Kimi kurban oldu dondu çöllerde
Kimi meşelerde kimi yollarda
Kimi kapılarda, kimi ellerde
Nan elinden el- amana yetiştim
El- amanın ahı arşa ulaştı
Bu musibet her diyara bulaştı
Niçe yiğitlerin dili dolaştı
Görün nice kür zamana yetiştim
Kür zaman oluptur felek bağında
Neler oldu Asbuğa’nın dağında
Üç yiğit yok on üç on dört çağında
Emr-i Hak’tan bu fermana yetiştim.
Fermana sabreden bulur eyliği
Hanı noldu Boyalı’nın beyliği
Bilmem nedir fukaranın kemliği
Ağlar- sızlar ne şivana yetiştim
Şivan böyle kalmaz dünya dönüptür
Boyalı Salup’tan yüz can ölüptür
Sağ kalanları da esir oluptur
Günden güne perişana yetiştim
Perişan Tozanlı oda tutuştu
Ahir Selimköy’e velvele düştü
Göçün önü Oluklu’ya yetişti
Şimdi görün ne talana yetiştim
Talancının sanma gönlü yumuşak
Oluklu’dan gitti otuz dört uşak
Allah yardım etsin kime danışak
Adeletli o sulatana yetiştim
Sultanın bülbülü hasret gülüne
Duam budur dertli gönlüm siline
Hak yardım eylesin Havas kuluna
Otuz birde bu destana yetiştim
Selimli Havasi
*İbrahim Özkan, Kars Üzerine Rus ve Ermeni Mezalimine Ağıtlar,
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
EMİRUŞAĞI KÖYÜ ŞEHİTLERİNE AĞIT
Bostan (Mehmet), Cafer, Efe (Osman), Yusuf adlı dört kardeş Osmanlı – Rus Savaşı ‘na katılarak şehit düşer. Dayıları da aynı savaşta şehit düşen bu dört kardeşin annesi şehitlerine bu ağıtı yakar. Çocukların içerisinde bekar olan Mehmet (Bostan)tir. Aynı zamanda hafız olan Mehmet ‘in lakabı bu ağıta ad olmuştur.
Erzurum’un hocaları
Ezan, gamet etti m’ola
Mor kekilli Bostan oğlum
Camilere gitti m’ola
Bostan oğlum halim halim
Yusuf’um böylemi gavlin
Burundan dolanır gelir
Sekiz öküznen dört oğlum
Gayabaşı’ndan gözlerim
Dibinde yatar yozlarım
Dört oğlanın anasıyım
Hangi birine buzlarım
Saldım oğlanın hasını
Sandıkta buldum fesini
Gene gulaklarım duydu
Topun tüfeğin sesini
Sürüsü gelir oğlaklı
Tarlası galdı evlekli
Malın gurban Bostan oğlum
Girgin maya, tor daylaklı
Uşaklar durur oyuna
Düzülür boyu boyuna
Top atıldı silah öttü
Döküldü Arpaçay’ına
Dört oğlum var dört taburda
Fişeği dolu guburda
Sabır eyle oğlancığım
Çok kerametvar sabırda
Gurduna goydu geçine
Gitti kafirin içine
Mor kekilli sürmeli oğlum
Kına vurmadım saçına
Biner atın iyisine
Gider yolun gıyısına
Kavuştu mu Bostan oğlum
Kör ocaklı dayısına
İleri gel bacım hürü
Dört oğlanı böldük yarı
Efe Erzurum’da galdı
Fes gülgülü yağlık sarı.
Bekir Yıldırım (Kibar)
Ahmet Z. Özdemir, Öyküleriyle Ağıtlar, Ankara 1994,
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
HÜNKAR YAYLASI ( SOĞANLI )
Osmanlı padişahlarından üçü bu dağda kalmıştır. En son Yavuz Sultan Selim kalmıştır. Bunun için Soğanlı dağlarının bir adı da “ Hünker’in düz-Hünkar Yaylası”dır.
Soğanlı dağların yüceden yüce
Methine nihayet yoktur netice
Güzelsin baharın yazın gelince
Cevherdir toprağın taşı SoğanlıK
Sürüler her yandan gelirler sana
Suların benziyor ab u zemzeme
Dağılmıştır adın senin her yana
Var mıdır bir yanda eşin Soğanlı
Bir yanın ovadır bir yanın orman
Yavuz Sultan Murat okumuş ferman
Sana feda ettik doksanbin kurban
Dumanlı savaşlı başın Soğanlı
Bağrında yaylalar yurtlar geniştir
Sana Enver Paşa kanlı demiştir
Nice yaralını kurt kuş yemiştir
Başından geçeni düşün Soğanlı
Küsme İhsani’nin yadigarından
Ben usandım dumanından karından
Çok güzeli ayırırsın yarinden
Bellisiz baharın kışın Soğanlı
Mevlüt İhsani
Kaynak kişi notu. Çobanoğlu Kahvesi Derlemeleri,
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
SARIKAMIŞ
Bardız deresi kan çağlar
Analar ciğeri dağlar
Çilhorozun dallarında
Neğadere gelin ağlar
Ne enişin başındayım
Ne yoğuşun gaşındayım
Bana dulluh yahışır mı
Daha onbeş yaşındayım
Soğanlı’da soğan olur
Gar dipisi boğan olur
Urusu bozgun görenler
Anasından doğan olur
Çadırlar dağa guruldu
Hücum borusu vuruldu
Sarıgamış’ın uğruna
Doksan bin fidan gırıldı
Soğanlı da yastığın daş
Önün ayaz arhan ataş
Varıp agganı buldun mu
Soğanlı’da galan gardaş
Ciğerleri bölük bölük
Kurşun değmiş bağrı delik
Ellemen Emiş uyusun
Ta Sarıkamış’tan gelik.
Aşık Çerkez Kaya’dan alınmıştır.
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
SARIKAMIŞ AĞIDI
Sarıgamış ne aralı
Kim ölmüş kimi yaralı
Bunu duymuş varmıyıdı
Yalan dünya kurulalı
Sivaz’dan Sarıgamış’dan
Yatamıyom gara düşden
Hastam zayıf arabacı
Yavaş endirin yetişten
Adam’olan herg ediyor
Olmayanlar terg ediyor
Her nereye vardıyısan
Gelinler çifte gediyor.
Cennet bekar Sultan bekar
Acemi talime çıkar
Dört oğlum sefer avında
Topalımgahrimi çeker
Kalktı ekin kaldı firez
Cahiller almadı muraz
Yenile onbeşli gitti
Yüzü gül gül dudak kiraz
Gadasın aldığım Eşe
Tekerim dayandı daşa
Seferi birliği durdur
Elini öperim paşa
Sarıgamış Altınbulak
Suvanlı’yı biz ne bilek
Bizim uşah şıg geyinir
Ağ işlik de gara yelek
Sivas’abir ölet gelmiş
Gelin yerde dalanıyor
Onbeşli’den asker m’olur
Anam diye dolanıyor
Üç oğlum var üç taburda
Silahlar dolu kuburda
Aman sabır eyle oğlum
Çok keramet var sabırda
Bir kurt dadandı desteme
Bir oğlan düştü hıstama
Kağıt yazar tel çekerim
Sadırazam Şeyhislama
Karlı dağların yelkesi
Geçti feleğin öykesi
Ağca zıbın gara yelek
Geldi yiğidin soyhası
Bu zaman adam mı gider
Dağları bürüdü gırcı
Sarıgamış’da galanın
Teri kokar burcu burcu
Sarıgamış görkemlice
Annı gara perçemlice
Şu geline sahip gerek
Tor galmadı kümküm goca
Gelinler öküz nenliyor
Emişin annı parlıyor
Sağından yaralı aslan
Solundan ganı damlıyor
Soğanlı’da bir harp oldu
Nice yiğit orda galdı
Sarıgamiş alınınca
Sağ olanlar mektup saldı
Mor kefiye başlarında
Su işdiğim teşlerinde
Bizim uşah av ediyor
Şu Gaman’ın daşlarında
Şu öksüz de dil bilmiyor
Ben oldum onun anası
Özne misin oğlancığım
Hani eliyin gınası
Yaşa emmim oğlu yaşa
İn atını bağla daşa
Ne Sivas’da eğleniyon
Öte gitsen olun paşa
Ağşam oldu gün aşırır
Adamı soğuk şaşırır
Şu zaman asker mi gider
Ellerini buz deşirir
Sektirir gırat sektirir
Eyere gümüş daktırır
Sarıgamış’a gidenler
Bibi dizini bükdürür
Erzincan’ın fakıları
Ezan sünnet etti m’ola
Avşarelli Oğlancığım
Camilerde yattı m’ola.
Mızıka öter boruyunan
Uşah geder sürüyünen
Her nereye vardıyısam
Bir gelen var garıyınan
Canını alan savuşdu
Hasiret olan gavuşdu
Aman diyem arabacı
Oğluma hayıf mı düştü
Gine önü gış geliyor
Bilmiyene hoş geliyor
Sargışla’ya giden gağnı
Dolu gedip boş geliyor
Aziziye baba yurdum
Gafgasya’yatabya gurdum
Benim gorhum Urus değal
Garagışa gurban verdim
Sarıgamış kozaları
Yandı Avşar kazaları
Sarıgamış’da gırıldı
Gonca gülün tazeleri
Abbak Dezze (Fadime Aydoğdu)’den alınmıştır.
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
GELİNİN BİNBAŞIYA SÖYLEDİĞİ AĞIT
“ Kozan’ın Çukurören köyünde yaşayan dul bir kadının dört oğlundan en büyüğü Pınarbaşılı soylu bir kızla evlendiği günlerde askere çağrılır; Kanal savaşında şehit düşer, karısı bir oğlan doğurur. Ana , dul kalan gelinini ikinci oğluna verir. O da askere alınır; şahadet mertebesine erişir; karısı bir çocuk sahibi olur. Ana bu defa gelinini üçüncü oğlu Hörü Mehmet’le evlendirir. Hörü Mehmet’i de askere alırlar; savaşta ölür; karısı bir oğlan dünyaya getirir. Birinci cihan harbi başlar. Sıra onbeş yaşındaki Murat ‘a getir.murat’la evlenen gelin kocasının askere alınmaması için şube reisine yalvarır. Bir aileden üç gencin şehit olduğunu öğrenen binbaşı bir rapor düzenler; “kocan hangisi ise al, git, der, gelin muradına erer.
Mızıkalar çalınıyor
Onaltılı gelsin deyü
Onbeş yaşlı asker m’olur
Topluyorlür ölsün deyü
Şu görünen il dağal mi (değimli)
Bayrağımız al dağal mi
Onaltılı dedikleri
Yeni açılmış gül dağal mi
Has bahçada güller bitmez
Dallarında bülbül ötmez
Ya ne deyim sürmeli eşim
Emir sıkı bedel yatmaz
Şube önü binek daşı
Oturmuşlar karşı karşı
Serbest gitsin onaltılı
İzin veriyor binbaşı
Yat da dizime nazlayım
Kara kekili düzleyim
Sene bir yıl oniki ay
Hangi bir gün yol gözleyim
Askerleri toplanmışlar
Doldurmuşlar dağı yazı
Siz harbe gitmeyonuz mu
Seyyid Battal Melik Gazi
Efesin aldım elime
Poçusun çaldım belime
Ben eşimi melül gördüm
Kullar ölüyüm ölüme
Askerleri toplamışlar
Hepsi geldi derildi
Kadanı alam binbaşı bey
Biri kanalda vuruldu
Hökümet işi şaşırdı
Böyük küçük hep deşirdi
Kafir imiş kafir düşman
Birine bomba düşürdü
Kaçakları toplamışlar
Onlar da kaçmak derdinde
Hörü Mehmed’in mezarın
Uşaklar görmüş Mardin’de
Tarlada yazlık ekili
Anlında kara kekili
Kurban ollum binbaşı bey
Batkın ocağın vekili
Çukurören yazıları
Ceren kovar tazıları
Bana neden binbaşı bey
Çığrışıyor kuzuları
(Hasan Kütükoğlu, Kozan)
ELÇİN Şükrü, Türkiye Türkçesinde Ağıtlar, Ankara,1990,
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
SARIKAMIŞ AĞITI
Hamızamkı lavuz aldı
Yusuf alı şişirmesin
Şıxbarax yolu soruyon
Veli uşa şaşırmasın
Biz de size geliyorduk
Gelincimiz döndü geri
Varanı gara basıyor
Yenilmiyor Deli Veli
İki galdırın bayrağı
Çifte donatın tülüyü
Töbe amandan almıyor
Azarlar çoban Ali’yi
Şurada çulfa dokur da
Şurada kahve bişirir
Yusuf Sehil’den gelmiş de
Alı gapıda eşinir
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
CİNGÖZOĞLU SEYİT OSMAN
Gaman’da uşak kalmadı
Redif gitti sürüyünen
Sabahacak yatamıyom
Gelinlerin zarıyınan
Hasan, Mehmet,Ali’yinen
Ömer, Çerkez, Veli’yinen
Sülemen gö gıra binmiş
Halil gayfe doruyunan
Sarı’nın benzi gül gülü
Haççam çamlının bülbülü
Soğanlı’nın mor sümbülü
Koçdağı’nın garıyınan
Haççamın beliği sırma
Arzı’nın gözleri sürme
Göle konmuş iki durna
Ötüşüyor diliyinen
Yüzbaşı redifi dizer
Askerler tabiye gazar
İnşallah Moskof’u bozar
Türklüğünün zoruyunan
Asker gider sürüyünen
Mızıka öter boruyunan
Böyük evler hep kitlendi
Gelin galdı garıyınan
Sülemen gö gıra binmiş
Halil gayfe doruyunan
Acep gavuştu mu ola
Benli Fakı Sarı’yınan
Der Seyit’im gayri aman
Başımızdan gitmez duman
Bizim meskenimiz Gaman
Mor sümbüllü goruyunan.
Emir Kalkan, XX. Yüzyıl Türk Halk Şairleri Antolojisi, Ankara 1991,
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
SARIKAMIŞ AĞITI
Ana ağlar bacı ağlar
Ağ gelinler gara bağlar
Hep gapandı böyük evler
Goca galdı garıyınan
Yaz gelirde bülbül öter
Dağlar melil melil tüter
Has bahçada güller biter
Havya turunç narıyınan
Ladıflar geliyor dense
Müjdecisi eve inse
Halil Ka göğ gıra binse
Sülümenim duruyunan
Goyun geldi sürüyünen
Evler yandı yeriyinen
Hep melekler harbe gitmiş
Al bayraklı periyinen
Gars’da gavga guruluyo
Ladif ora deriliyo
Mızıkalı buruyunan
Ladıf ora deriliyo
Der Seyidim aman aman
Üsdümüzden galhsın duman
Bizim vatanımız Gaman
Mor sümbüllü goruyunan
Döğüşecek güç var bende
Binsem gitsem göğ gırınan
Acep gavuştu mu ola
Benli Fakı Sarı’yınan
Sarı’nın benzi gülgülü
Haçça’m Çamlı’nın bülbülü
Soğanlı’nın mor sümbülü
Koç Dağı’nın garıyınan
Haçça’nın beliği sırma
Arzı’nın gözleri sürme
Güle gonmuş iki durna
Ötüşüyor diliyinen
Yüzbaşı ladifi dizer
Askerler de tabya bozar
İnşallah Mosgof’u bozar
Türklüğünün zoruyunan
Emiş Bozkurt’tan alınmıştır.
ALTINKAYNAK, Erdoğan (2002), Sarıkamış Destanı, ÜBL Yayınları,Ankara
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
SARIKAMIŞ
N’olsa gomutanlar n’olsa
Yağmur yağsa sular dolsa
Ne olurdu ki yüzbaşım
Alt’aylıcak geri kalsa
N’oldu gomutanlar n’oldu
Yağmur yağdı sular doldu
Bunlar altı gardaş ıdı
Vallaha birteki galdı
Çıkar oturur garşıya
Yol verin geçsin çarşıya
Gurban olduğum yüzbaşı
Sen de söyle binbaşıya
Has bahçada güller bitmez
Dallarında bülbül ötmez
Ya ne deyim sürmel’eşim
Emir sıkı bedel yatmaz
Yat da dizime nazlayım
Gara kekili düzleyim
Sene bir yıl oniki ay
Hangi bir gün yol gözlüyüm
Emiş BOZKURT’tan alımıştır.
ALTINKAYNAK, Erdoğan (2002), Sarıkamış Destanı, ÜBL Yayınları,Ankara
Metin Pınarbaşı, Sarız, Tomarza (Kayseri) ilçeleri ve çevresinde derlenen Avşar ağıtlarından oluşturulmuştur.
Copyright © 2009-2010 Gözebaşı Köyü
Tasarım ve uygulama: Turhan