
Gökhan ÖZTÜRK
ANKARA
Tel: 0505 234 36 67
gokhanozturk67@hotmail.com
gokhanozturk67@gmail.com
| Alış | Satış | ||
| Dolar | ![]() |
1.4994 | 1.5066 |
| Euro | ![]() |
1.9241 | 1.9334 |
| Bugün: | 6 |
| Dün: | 159 |
| Toplam: | 52168 |
1957- 1968 yılları arası 11 yıl aralıksız, 1968-1978 yılları arası yaz tatili ve sömestri tatillerini sürekli köyümde geçirdim. 21 yıl hem de gençlik yıllarımın köyümde geçmesi sonucu tabiî ki birçok anım oldu. Bu yıllarda köy 50 hanelik, elektriği, telefonu olmayan, elektriğe bağlı olarak televizyon, buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinesi bulunmayan, teknolojinin girmediği, tarımın zirai aletlerle yapılmadığı (arazi eğimi ve yol durumundan) bilek gücüyle yapıldığı, kışı çok sert fırtına sesleri, soğuk ve karlarla kaplı bir yerleşim yeriydi. Bütün bu zor şartlarda tek seçenek okumaktı. İlkokul yıllarında 75 cm. duvar kalınlığı içinde oluşturulmuş pencere önüne geçer, çalışma masası olarak kullanır, gaz lambası ışığında ders çalışırdım. İlkokulda iki öğretmen vardı. Rahmetli Süleyman öğretmen bir ve ikinci sınıfları okutur. Rahmetli Hüseyin öğretmen üç, dört ve beşleri okuturdu. Sonbahar ve İlkbaharda koyun, kuzu geldiğinde ahıra gelmemişse, akşam çıkar arardım, Rahmetli Hüseyin öğretmeni gördüğümde, esas duruşa geçer başımla selam verirdim. Eğer ertesi günkü işlenecek derse yeterince hazırlanmamışsam, Müdürü görünce gerekirse saklanırdım. Yarın derse kaldırır, sorduğu soruyu bilemezsem, akşam niye dışarılarda dolaşıyordun? Dersen niye çalışmadın? Demesinden çekinirdim.
Orta okulda okurken sömestri tatilinde köye giderdim. Bir yarıyıl tatilinde Horasan'dan Sarıkamış'a bağlı Top dağı'na (Yeniköy) kadar trenle gittim. Akşam olmuştu, Yeniköy'de tanıdıklara zahmet vermeyelim düşüncesiyle birkaç arkadaş yola koyulduk, Yeniköy ile bizim köy arası kışın yaya iki saat çekerdi. İki-üç metre kar vardı. Yolda tek sıra halinde bir izden yürürdük. Yol kaybolmasın diye ikişer mt. Ara ile çubuklar dikilmişti. Yağıçene geldik, yolu kaybettik, gidiyoruz-gidiyoruz birde bakıyoruz aynı yere gelmişiz, daire etrafında dönüm duruyoruz. Kellenin dibi sisli hiçbir yer gözükmüyor. Sonunda yarı yoldan geriye döndük, bu arada bizden yarım saat önce yola koyulanlar, köye varmışlar babamgillere demişler ki Zekigilde yola çıktı geliyorlar. Babalarımız beklemiş, beklemişler bizim köye varmadığımızı görünce bu kez onlar bizi aramaya yola çıkmışlar, birde baktık Yeniköy'e geldiler. Ertesi gün köye gidebildik. Bazı yarıyıl tatilinde gidişimizde elimizde tiftik eldiven, başımızda karbaşlığı (tiftikten örülmüş), ayaklarımız kara battığından, ayaklarımıza kar girerdi, sonra karlar erir ve ayaklarımız üşürdü. Köye vardığımızda ayak parmakları kesseler acısını duymayacak şekilde uyuşmuş olurdu. Ayaklarımızı soğuk suya koyar, bazen de arpanın içine koyarak cana getirirdik.
Köyün baharı çok güzel oludu. Her taraf yeşillik, Kaynak ve soğuk suları, ormanı (özellikle sarı çam orman) olan tabiat harikasıdır. Yazın tam bir tatil beldesi. (Karagöl de alabalık neden yapılmaz diye düşünürüm). Kışın da özellikle güzleklerde kayak yapardık.
Köyün geçim kaynağı; tarım ve hayvancılık ile bizim gibi birkaç ailede arıcılıktı. Tarlaya 20 teneke buğday ekerdik. Hasılat zamanı bazen 18 teneke buğday çıkardı. Sadece samanına çalışırdık. Harmanda döven (gem sürme) ile saman elde edilmesi tam bir işkence gelirdi. Atı son yıllarda koşmuştuk, oda bazen parlardı. (gem arkasında bağlı köyün içine kaçmıştı), öküz yada tosun koşardık, kuyruklarını sallar tozlar yüzümü, boynumu sarardı.
Hayvancılıkta ise; Köyde büyükbaş ve küçükbaş hayvanları için çoban tutulur. Yalnız öküzler için çoban tutulmazdı. Herkes kendi öküzünü meralarda otlatır, küçük çocuğu olmayan komşularda öküzlerini başka bir komşunun çocuğuna teslim ederlerdi. Çocuklarda birkaç kişi bir araya gelerek ortak otlatırdı. İşte bu şekilde ben ve amca oğlu Hacı Mehmet birlikte öküzleri sekimeşede (orman içinde) otlatıyoruz. Biraz oyuna daldık, hayvanlar uzaklaştılar, ormanda göremiyoruz. Ararken bir düzlüğe çıktık, baktık 4 kurt bir hayvan kemiği yiyorlar, bizim hayvanlardansa zayıf olan falan inek olsun da öküzlerden olmasın diye yalvarırken bir taraftanda düşündük kurtlar bir hayvanı bu kadar çabuk yiyemez, hayvanlar yarım saat önce kayboldu. Ayrıca etrafta kan yok, olsa olsa bu önceden kalmış bir hayvan ölüsüdür. Bu arada biraz aşağı indik. İçmesu köyü yaylasına doğru yöneldik, baktık ki hayvanlar derede su içiyor ve tamamı da duruyor. Çok sevinmiştik. Tabi kurtlar yaz mevsimi olduğundan aç olmadıklarından bize saldırmadılar. Kurtların yanından yine de korka korka ayrıldık.
Bir sonbahar vaktiydi. Çayırlar biçilmiş otlar taşınmıştı. 4 arkadaş birkaç komşunun öküzlerini de alarak kendi öküzlerimizle birlikte kellenin (yeniköyle bizim köyün sınırında) tam dibinde (mayilin güneyine yakın bir yerde) otlatıyoruz. Akşam oldu aramızda dedik ki yarın köyde öküzlerle yapılacak işimiz yok, otlatmaya yine geleceğiz, çantamızda yarına yetecek azığımız (ekmek, peynir vs) var. Yan tarafta da çobanlar ateşlerini yakmış, koyun sürüsünü yatırıyor. Hayvanlara yazıktır. Bu kadar yolu akşam gidip, sabah gelmesin, buralarda çok otlu gece burada kalalım, yarın yeniden otlatırız. Bu arada komşuların öküzlerinin ertesi gün lazım olup olmayacağını bilmediğimizden, onları köyün yakınından (karagölün başından) gönderirsek tokturlar köye giderler diye düşündük. Bu planı uyguladık, Komşuların öküzlerini iki arkadaş karagölün başından bırakarak geri döndüler, Tabi öküzler Müslim amcanın (Allah uzun ömürler versin) bostanına girmiş, Arkadaşlar, geri gelince meydanın deresinden ayı sesi geldiğini söylediler, biz bir hayli korkmuştuk. Öküzleri bostana girenler gidip hayvanları köye götürüyorlar. Dağda kalan ben ve üç arkadaşın babaları bakıyorlar ki, bizler köye gitmedik, acaba hırsızlar gelip çocukları bir ağaca bağlayıp öküzlerimi çaldılar diye düşünmüşler (o yılda Yılmaz amcanın -Allah uzun ömür versin öküzleri çalınmış ve bulunmuştu) Rahmetli babam ata binmiş bizi aramaya gelmişti. Tam kelleyi (Yeniköy ile bizim köyün sınırının birleştiği yer) aşacakken, bir ateş görüyor, ateşe doğru gelince bizi buldu. Bize siz hayvanları köye getirin, ben köye haber vereyim, komşular aramaya çıkmasınlar diye. Köyle ilgili bu şekilde anılarımı hep hatırlarım. Bir çok değişik yerlerde ikamet ettim. Gece bir rüya görsem yerleşik yer olarak hep köyümden görürüm. Şairin dediği gibi; Orda bir köy var uzakta, gitmesem de, gelmesem de o köy benim köyümdür.
Zeki TÜRK
Copyright © 2009-2010 Gözebaşı Köyü
Tasarım ve uygulama: Turhan